Anasayfam Yap    Favorilerime Ekle    E-Posta    Tavsiye Et    İletişim 

  

 
 




..::www.Koyder.Org::..       ..:: Sizin Siteniz::..       **Gerçek Üretici Köylü Milletin Efendisidir.**           Mustafa Kemal ATATÜRK

Ana Sayfa

Haberler

Dosyalar

Yazılar

Üyeler

Forum

Atatürk

Facebook

İnstagram

Messenger

YouTube
   Forumdaki Son cevaplar : Tarımköy Projeleri..(VEYSELBUDAK)   

Menü
Ana Menü
    Ana Sayfa
    Haberler
    Dosyalar
    Yazılar
    Üyeler
    Forum
    Üye Ol!
    Şifremi Unuttum!
    Kan Grupları
    Nöbetçi Eczane
    Acil Telefon No

Derneğimiz
    Başkan
    Yönet.ve Denet.Kurulu
    Eski Başkanlar
    Kurucular Kurulu
    Dernek Üyelerimiz
    Tüzük
    Tarihçe
    İletişim
    Köy-Der Bülteni

Faaliyetlerimiz
    Kültürel Etkinlik
    Sanatsal Etkinlik
    Sosyal Etkinlik

Kadın Kolları
    Etkinliklerimiz

Gençlik Kolları
    Etkinliklerimiz

Tüketim Koop.
    Başkan
    Yönetim Kurulu
    İletişim
    Tarihçe

Muhtarlığımız
    Muhtar
    Heyet Üyeleri
    İletişim

Sulama Koop.
    Başkan
    Yönet.ve Denet.Kurulu
    İletişim

Kabilelerimiz
    Köyümüzün İlkleri
    Gelin Kızlarımız
    Köyümüz
    Bayramlar
    Değirmenciler
    Esenler
    Gallikler
    Hoçular
    Hücüler
    İbişler
    Karalar
    Kürt Aliler
    Küşükler
    Nebiler
    Şahnalılar
    Tatarlar

Video İzle
    Köylülerimiz
    Köyümüz
    Kaybettiklerimiz

Müzik Dinle
    Köylülerimiz

Modüller
    Resim Galerisi
    Bağlantılar
    Kadromuz
    Ziyaretçi Defteri
    Hava Durumu

Atatürk
    Atatürk
    Hayatı
    Kronoloji
    Fikir ve Düşünceleri
    1.Malatya ziyareti
    2.Malatya Ziyareti
    Nutuk I.Bölüm
    Nutuk II.Bölüm
    Foto Galeri I.
    Foto Galeri II.
    Foto Galeri III.
    Foto Galeri IV.
    Foto Galeri V.
    Foto Galeri VI.

Akademisyenler
    Nuray Yıldırım
    Öğr.Gör.Dr.Okan KOÇ


İçerik
 Dosyalar : 5
 Yazılar : 31
 Haberler : 3
 Mp3'ler : 0
 Videolar : 1
 Animasyonlar : 0
 Resimler : 1193
 Bağlantılar : 12

İstatistikler


Bugün Doğan yok!


(Üyeler)

Son üyemiz : Garip
Bugün : 0
Dün : 0
Onay bekleyen : 0
Toplam üye : 60

(Kimler Bağlı)

 Bağlı üye yok..

(Sitede aktif)

Üye : 0
Misafir : 2
Toplam : 2
IP No : 3.235.179.79

(Site Sayacı)

Dün Tekil : 513
Dün Çoğul : 513
Dün Toplam : 1026
--------------------
Bugün Tekil : 166
Bugün Çoğul : 166
Bugün Toplam : 332
--------------------
Genel Tekil : 85983
Genel Çoğul : 87571
Genel Toplam : 173554

Site sayacı
Bugün : 166
Dün : 513
Toplam : 87571
Sayfa izlenimi aldık..

Gazeteler
manşetler


» Öğr.Gör.Dr.Okan KOÇ

HIDIRELLEZ ŞENLİKLERİ

M.Ö. 3000 yıllarında, Sümer düşünür ve din adamları Sümer’in önde gelen şehirlerinden URUK’un baş tanrıçası Inanna’yı kendi kralları ile evlendirebilirlerse ülkelerine bolluk ve bereket geleceğini düşünmüşler. Sümerler’in dördüncü kralı olan Çoban Kral Dummuzi’yi Çoban Tanrısı yapmışlar.

Tanrıça Inanna ile çoban, balıkçı, çiftçi ve kuş avcısı evlenmek istemiş.
Çiftçi Inanna’ya yeni biçilmiş arpa,
Avcı çeşit çeşit kuşlar,
Balıkçı büyük bir sazan balığı,
Çoban ise kaymak ve taze süt getirmişler.
Tanrıça bunların içinden Çobanın hediyelerini seçmiş ve Dumuzzi ile evlenmeyi kabul etmiş.

Tanrıça Inanna bir süre sonra yer altı Tanrıçası kardeşi Ereşgikal’i ziyarete gitmişti. Ereşgikal bu durumdan rahatsız olup, Tanrıça Inanna’nın yeraltına sahip olacağını düşünerek onu bir cesede dönüştürmüş. Bununla da kalmayıp kocası Dumuzzi’yi baştan çıkarması için bir kızı saraya göndermiş.

Yeraltına hapsedilen Tanrıça Inanna’yı, Bilgelik Tanrısı Enki bir anlaşma ile yeraltından çıkarmış. Anlaşmaya göre Tanrıça Inanna’ın yerine birisinin yeraltına dönmesi gerekmekteymiş. Tanrıça Inanna ve yanındaki cinler tüm ülkeyi gezmiş kendisinin olmadığı sürede herkesin çuvallar giydiğini ve çok mutsuz olduğunu görmüş ve kimseyi kendi yerine yeraltına göndermeye kıyamamış. Taki saraya gelene kadar.

Sarayda Çoban Dumuzzi yer altından gelen kız tarafından baştan çıkarılmış. Bu duruma oldukça öfkelen Inanna, yanındaki cinlere Çoban Dumuzzi’yi yeraltına indirmelerini söylemiş. Cinler tarafından yakalanan Dumuzzi sürüklene sürüklene yeraltına götürülmüş. Tanrıça da kızı öldürmüş. Bir süre sonra Çoban Dumuzzi, Güneş Tanrısı Utu’ya yalvarmış, yakarmış kendisini kurtarmasını istemiş. Güneş Tanrısı Çoban Dumuzzi’nin el ve ayaklarını yılana dönüştürerek yer altından kaçmasına yardımcı olmuş.

Yeraltından kaçan Dumuzzi’nin peşini cinler bırakmamış yine bir gün uyurken yakalayıp zorla yeraltına indirmişler. Bunu duyan Dumuzzinin kardeşi Tanrıça Geştinanna ve Tanrıça Innanna çok üzülmüş. Kardeşi, Tanrılar meclisine katılarak yılın yarısını yer altında yaşamayı kabul etmiş. Böylece her ilk baharda Çoban Dumuzzi yer yüzüne çıkmaya başlamış. İşte o günden beri her ilk baharda Inanna ile buluşan Çoban Dumuzzi’nin aşkı dünyaya bolluk bereket ve mutluluk getirmektedir.

Sümerler’de yeni yılın başlangıcı olarak binlerce yıl kutlanmıştır bu durum. Anadolu’ya, Ortadoğu’ya, Kafkaslar’a, Ortaasya’ya değin bu gelenek yayılmıştır. Sonrasında dinlerin içerisinde kendine yer edinmiş, günümüze dek varlığını korumuştur.

Tevrat’taki Süleyman şarkıları bölümü,
İncil’deki İsa’nın bolluk ve bereket getireceği anlayışı ve İslam’daki Hızır ile İlyas’ın buluştuğu her bahar kutlanan Hıdırellez şenlikleri bunun en büyük kanıtıdır.

Sümerler’e kim bilir daha neler borçluyuz...

Saygı ve selamlarımla 05/05/2021
Öğr. Gör. Dr. Okan KOÇ

 

BİR KRAL, BİR BÜYÜCÜ, BİR ÇOCUK...


Bir gün Sümer Kralına bir falcı, kızının bir oğlu olacağını, büyüdüğünde kralı, yani dedesini öldürerek krallığı elinden alacağını söylemiş. Bunu duyan Kralın gözüne günlerce, gecelerce uyku girmez olmuş. Bir çare bulmak için aranıp duran Kral, büyücüyü, din adamlarını ve bilginleri bir araya toplayarak bu sorunu çözmelerini istemiş. Büyücü biraz da küstahça kızınıza bir büyü yapalım hiç kimse yanına gelemesin demiş. Din adamları kızınız için Tanrı’lardan yardım isteyelim demiş. Bilgeler ise kızınızı bir kuleye kapatalım kimse ona ulaşamasın demişler. Bilgelerin bulduğu çözüm Kralın hoşuna gitmiş ve Kral, kızını bir kuleye kapatmış. Dışarı çıkmasını önlemek için de, kuleyi askerlerle donatmış. Bu kadar önleme rağmen, kızı yine de hamile kalmış. Dokuz ay sonra kızın bir oğlu olmuş. Askerlerden biri çocuğu görünce önce çok korkmuş. Bu iş nasıl olabilir, Tanrı’ların parmağı olmasın bu işte diye hayıflanmış. Ama yine de Kral’ın kendisini öldüreceği korkusuyla çocuğu kuleden aşağı atmış. O sırada kulenin etrafında uçmakta olan bir kartal düşmekte olan çocuğu yakalayarak Fırat Nehri kenarındaki bir hurma bahçesine inmiş. Kartal’ın avıyla bahçeyi girdiğini gören çiftçi koşarak nehrin kenarına vardığında kartalın çocuğu yemeye çalışmayıp bir hurmanın altına bıraktığını görmüş. Göklerden ulu bir kartal tarafından getirilen bu çocuk Tanrı’ların bir armağanı olmalı diye düşünmüş çiftçi. Bu güzel bebeği evine götürerek hikayeyi baştan sona karısına anlatmış. Tanrı’ların hediyesi olan bu çocuk özel bir çocuk olmalıymış. Bu sebeple her şeyi bilen ve gören anlamına gelen GILGAMEŞ adını vermişler çocuğa.
Çocuk büyüyüp delikanlılık çağına gelince, çiftçinin yanından ayrılarak, dere tepe demeden, şehir şehir dolaşmaya başlamış. Her gittiği yerde yeni bilgilerle donanmış, yazı yazmayı, okumayı öğrenmiş. Bir süre sonra çevre halk tarafından tanınmaya başlamış. Başı dara düşen, bir sıkıntısı, derdi olan hemen herkes GILGAMEŞ’e danışmaya gelir olmuş. Yine bir gün dağ depe dolaşırken, yolu Sümerler’in en büyük şehri olan Uruk’a düşmüş. Kendi gelmeden zaten ünü taa buralara gelmiş olduğundan, onu görenler sokak sokak takip etmeye başlamış. Nihayet şehrin büyük Pazar Meydanı'na gelmişler. Derken, etrafına halk toplanmaya başlamış. GILGAMEŞ, bir heykel gibi durarak gelenlere, gelenler de ona bakıyormuş. Şehrin yaşlıları, bilgeleri hep bir ağızdan, "Kralımız öldü. Bir oğlu yok. Bu delikanlı hem akıllı hem güçlü tam bize kral olacak gibi. Gelin bunu kralımız yapalım" diye konuşmaya başlamışlar. Herkes ağız birliği yapmışcasına bu fikri beğeniyle karşılamış.
GILGAMEŞ kendi dedesini öldürmese de Sümer halkı tarafından seçilerek kral olmuş.
Gılgameş Destanı tarihin en eski yazılı destanıdır. Sümerler’in kahraman kralı Gılgameş’in serüvenlerini ele alan destanın çivi yazılı tabletleri ilk olarak 1942 yılında tüm dünya ile paylaşılmıştır. Destan oldukça yalın bir dil ile yazılmış olup, günümüz dini ve toplumsal olaylarında derin izler bıraktığı görülmektedir.
Örneğin; falcının krala küçük bir çocuk tarafından öldürüleceğinin bildirilmesi durumu aynen Antik Yunan mitolojisinde kendisine yer bulmuştur. Kral Laios’a doğacak bir çocuğun kendisini öldüreceği haberi kahin tarafından verilmiş. Bunun üzerine Laios çocuğun öldürülmesi emrini vermiştir. Yine Yunan mitolojisinde Tanrı Kronos doğan çocuklarının tahtını elinden alacağını korkusundan, çocuklarını doğar doğmaz yutmaktadır. Britanya mitolojisinde yer alan savaşçı Kral Arthur’a büyücüsü Merlin “doğacak oğlun senin sonunu getirecek” diye kehanette bulunmuş. Bunun üzerine Kral Arthur tüm doğan çocukları gemilere doldurtup deniz aşırı kıyılara bırakılmasını emreder. Yalnızca bir çocuk uzak bir kıyıda bir köylü tarafından büyütülür ve o çocuk Arthur’un oğludur. O çocuk babasını bir savaşta öldürür.
Yahudilik, Hristiyanlık ve İslamiyette de izleri vardır GILGAMEŞ destanının. Sümer Kralı Nemrud bir rüya görür. Rüyayı yorumlayan kâhinler, ona ülkesinde doğacak olan bir erkek çocuğun halkın dinini değiştireceğini ve kendisini öldüreceğini söyler. Bunun üzerine Kral Nemrud doğan tüm çocukların öldürülmesi emrini verir. Yeni çocuklar doğmasın diye de kadınlarla erkeklerin görüşmesini yasaklar. Ancak çok güvendiği bir adamı olan Azer gizlice eşiyle buluşur. Eşini hamileliği süresince mağarada gizler ve o çocuk İbrahim hem ülkenin dinini hem de Kral Nemrud’un sonunu getirir. Bu öykü üç musevi din tarafından kabul edilmektedir.
Diğer yandan Kartal simgesi Yunan mitolojisinde Zeus için, Türk mitolojisinde Semrük için, Viking mitolojisinde Odin için kullanılmaktadır. Kızılderililerde rüzgarları getiren, Azteklerde güneşi taşıyan ve Hititlerde tanrıların habercisi kutsal Kartal vardır.
Görüldüğü gibi Sümerler’in günümüzden yaklaşık 5000 yıl önce oluşturmuş olduğu kültürel zenginlik günümüze değin etkisini sürdürmektedir.
Saygı ve Selamlarımla 07/05/2021
Öğr. Gör. Dr. Okan KOÇ

 

 

TURNA DERLER BİR ULU KUŞTUR!!!

 

MÖ 14000 yılında antik çağın en önemli adamlarından birisi Akdeniz’in köpüklü sularında yol alıyordu. Tekne 15 metre uzunluğu ve sağlı sollu kürekçileri ile dönemin en uzun ve en hızlı teknelerindendi. Teknenin zeminindeki tahtalar ip ve bitki lifleri ile birbirine bağlanmış, kürekçilerin tam ortasında yer alan direkte rüzgarın yönüne göre ayarlanabilen kare yelken Akdeniz’in antik Tanrı’larının nefesiyle olabildiğine açılmıştı. Zeytin rengi derileri içinde kaburgaları sayılan, sırtlarındaki derin yarıklarda belki de geldikleri yerin haritasını taşıyan, başlarında bir tutam bile saç barındırmayan kürekçiler, sağlı sollu dizilmişti. Elindeki sığır derisinden örülmüş kamçıyı şaklatarak tekneyi adımlayan kürekçibaşı sık sık küfrediyordu. Yüzünün sol yanındaki yara izi sert mizacına ürkütücü bir hava katıyor, sol kolunu boydan boya dolaşan siyah yılan dövmesi, kürekçilerin sırtına vurulan her kamçı darbesinde zehrini akıtıyordu.
Teknenin pupa tarafında kafasındaki koyun yününden külahıyla olduğundan daha da uzun görülen bir adam vardı. Güneş yanığı teninde kartal gagasını andıran burnuyla neredeyse öfkenin bile kokusunu alabilecek gibi gözüküyordu. Şakaklarındaki kır saçları, burulmuş çengel bıyıklarıyla okyanusta yol alırken, buz mavisi gözleri engin deryada ufku tarıyordu. Sol elindeki asanın tutma noktasının hemen üzerindeki çıkıntı bir kuşun başını andırıyordu. Teknede adım atacak yer yoktu. Ahşap sandıklar, deri çantalar, üst üste yığılı balya balya kitaplar yürümeyi zorlaştırdığı gibi teknenin hızlı hareketini de engelliyordu.
Tekne geniş sis duvarının arasında ağır ağır limana girdi. Rüzgara karşı sürdürülen yolculuk sona ermişti. Nil Deltasından güneye doğru 50 kilometreden fazla yol daha vardı. Yükselip alçalan arazide otların, sazların, sarmaşıkların ve hurma ağaçlarının arasından geçerek kıvrılıp, Nil’in kaynağına doğru yapılacak yolculukta yalnızca saf insan gücü kullanılıyordu . Bıyıklarının ucu, karla kaplı sakallarının üzerinde derin yarıklar oluşturan esrarengiz yolcu, çalılıklarla kaplı engebeli arazide rahat rahat yürüyor, sol elinde turna başlı asası, sağ omzunda kitap dolu işlemeli heybesiyle sendelemeden yol alıyordu. Yıpranmış ve yaşlı görünmesine rağmen yeterince çevikti. Yeterince yükseğe çıktıklarında şehrin kireç taşından inşa edilmiş beyaz surları görüş alanına girdi. Duvarlar öyle kalındı ki, üstlerinde yan yana üç adam rahatlıkla yürüyebilirdi. Bu topraklarda kayın ağacı bulunmadığından Anadolu’dan getirilen kayın ağacından yapılmış şehrin çift kanatlı kapısı sonuna kadar aralanmıştı. Başları traşlanmış ve pudralanmış, çıkık elmacık kemikleri güneş ışınlarını ile iyice sivrilmiş, çölün sert koşullarına uyum sağlayabilmek adına koyu lacivert şallarına sarılmış üç kişilik bir ekip saygıyla ellerini önünde bağlamış, uzak diyarlardan gelen yolcuyu beklemekteydi. Duvarların üzerinde belden yukarıları çıplak, çöl rüzgarlarının taşıdığı tuzlar ile kavrulmuş bedenleri içinde taştan heykelleri andıran, pazılarında siyah deri bantlar sarılı sapancılar bulutların ötesini görüyorcasına ufku tarıyordu. Karşılama ekibindeki en yaşlı rahip elindeki yılan desenli asayı kumların üzerine bırakarak alnını toprağa kayarken, tüm şehir halkı yek bir vücut olmuş huşu içinde yere kapandı. Tiz bir ses “hoş geldiniz Pirim” diye inledi.
Yolcu kafilesi sırtlarındaki sandıklar, deri torbalar ve heybeler dolusu kitaplarla kadim şehir Sais’e girerken, bu topraklarda Tanrı Osiris’in öğrencisi olarak anılan bilgelik Tanrısı Thoth, diğer adıyla Hermes, yüksek rahibin yere bıraktığı asayı yerden alarak şehre adımı attı.
Sais’de çöl rüzgarları aniden dindi, delta boyunca kuzeye doğru akan bulutlar mıhlanmışçasına sabitlendi, tüm hayvanlar ve insanlar başlarını önüne eğerken bir ses çölü ustura gibi kesti,
“Ben Thoth’um... Gökyüzünün rehberi, dünyanın ve ölüler diyarının ve bütün ulusların ve hakların yaratıcısı... Söylediğim sözcüklerin kudreti aracılığıyla gizli yerlerde olan O’na havayı verdim!!!”
Yüzünde bilginliğin dinginliği ile donmuş bir maske vardı. Atlantis’ten başladığı yolculuk Sais’de sona ermişti. Aslolan ise yeni başlayacaktı. Aniden şehrin içinde bir çan yüksek sesle çalmaya başladı ve ardı ardına sesler yükseldi. Gökyüzü siyah bulutlarla kaplanırken, mavi şimşekler göğe ağdı...
Şehrin yaklaşık 2 kilometre güneyindeki tepede iki yüksek direğe gerilmiş mavi pamuk dokuması kumaş rahipler tarafından yönetilen yaşam evinin yerini ilan ediyordu. Yaşam evi Mısır’ın bilgi merkeziydi. En önde sol elindeki turna başlı asası ile Hermes ve ardı sıra huşu içindeki rahipler topluluğu gri gökyüzünü yırtan mavi şimşeklerin altında tepeye tırmanıyorlardı. Yaşam evinin en az iki metre yüksekliğindeki kerpiçten duvarı orta ölçekli bir köy kadar araziyi çevreliyordu. Kompleksin giriş kapısı duvarlardan en az bir boy daha yükselen iki mermer sütundan oluşuyor, üst kemeri oluşturan mermer bloğun üzerinde kanatlarını açmış bir gözü yaralı Osiris’in oğlu Horus gelenleri selamlıyordu. Kapının her iki yanında iki dev palmiye ağacı bilgeler evinin güvenliğinden sorumlu muhafızlarına gölgelik ediyordu. Paçavradan yapılmışı andıran pelerinler içinde iki iri yarı adam nöbet tutuyordu. Her birinin kolları çoğu adamın bacağından daha kalındı. Hermes böyle bir ortamda duman gibi kayarak yaşam evinin içinde gözden kayboldu...

Antik Yunan’da Hermes,
Eski Mısır’da Thoth,
Sümer’de Ningşzidda dediler ona.
Musevi Kabalacılar Peygamber Enok ile özdeşleştirirken,
İslamiyet için İdris Peygamber’di adı...
Eski dünyada kimi zaman bilgeliğin sembolü, kimi zaman gerçek bilgiydi, Hermes. İşte bu yüzden Tanrı da dediler ona peygamber de. İnsanlık tarihine ve belleğine silinmeyecek izler bırakan efsaneydi, Hermes.
Antik Mısır’da, astronomi, mimari, geometri, tıp ve teoloji onun bilgeliğinde oluşturulmuştu. O terzilerin Piri, ilk elbisenin mucidiydi. Antik Mısır’ın, Turna başlı tanrısı Thoht, hiyeroglif yazısını bulan bilgeydi. Eski Mısır’da tapınaklarda ve piramitlerin gizli odalarında turna kuşu suretinde bir yazıcı olarak tasvir edildi. Mısır’ın ünlü “Ölüler Kitabı'nda, ilahi sözün efendisi ve ilahi sırların sahibi” olarak tanımlandı.
İlahi Sözün efendisi ile Anadolu arasındaki bağ da işte böyle kuruldu. Akdeniz’in iki yakası arasındaki bu sıcak köprü, tüm zamanlarda var oldu. Alevi terminolojisinde gerçeğin sesi anlamına gelen “ilahi söz”, “Hakk’ın nidası”, “Yaradanın sözü”, “Şah’ın Avazı” deyimleri ile ifade edile geldi.
İlahi Söz’ün efendisi, Antik Mısır’ın ulu bilgesi, Turna Kuşu suretindeki Hermes, Anadolu Alevi geleneği içerisinde hâlâ saygın bir yere sahiptir.

Pir Sultan Abdal’a atfedilmiş ünlü Alevi nefesi, Alevi erkânı içinde ona karşı beslenen hürmetin belirgin bir yansımasıdır.
“Hazreti Şah’ın avazı,
Turna derler bir kuştadır.
Asası Nil Deryasında,
Hırkası bir derviştedir.”

Aleviler’in Hermes’e karşı binlerce yıldır beslediği saygıyı ve bağlılığın izlerini sürdürülen ibadetlerin ve günlük yaşamın içinde de görmek mümkündür. Alevi ibadetinin esası ve bü­tünü olarak niteleyebileceğimiz Alevi Ayin-i Cem’ini görsel bir şö­lene döndüren, evrendeki en büyükten en küçüğe tüm nesnelerin
döngüsünü stilize eden Alevi semahların en çok bilineni Hermes’in ismi ile anılır. Turnalar semahı, adını ondan almıştır.

Alevi ibadetinde, Ayin-i Cem törenlerinde “İlahi Söz” ün yeryüzüne taşınmasına dedenin bağlaması aracılık etmektedir. Alevi ibadetinin ayrılmaz parçası olan ve Aleviler arasında “telli ayet” olarak da isimlendirilen bağlama “İlahi söz”e ses veren­dir, yere indirendir. Bu yüzden Aleviler “İlahi Söz”ü dile getiren bağlamanın sesinin ‘Turna Kuşu'nun (Hermes’in) sesi olduğuna inanırlar.
Alevi nefeslerinde İlahi söz, turna kuşu ve bağlama birbirleriyle öylesine iç içe geçmişlerdir, birbirlerinin içinde öylesine erimişler, kaybolmuşlardır ki, bu üç sözcük adeta aynı öznenin farklı seslerle söylenişleri haline gelmiştir. Alevi dedesi sazı eline aldığında “ilahi söz, Turna kuşu ve bağlama” aynı kelimenin içinde tek vücut olurlar.
Hermes ya da Thoht adıyla anılan bilgeliğin sembolü ile Alevi inancı arasında bir gönül bağı olduğu görülmektedir. Bu bağ binlerce yıl önce kurulmuş, sembollerle varlığını gizlemiş, korumuş ve görmek isteyenlere görünmüştür. Turna Kuşu görmek isteyene tüm bilgiyi vermeye taa ezelden hazırdır...


Saygı ve selamlarımla 10/05/2021
Öğr. Gör. Dr. Okan KOÇ

 

ÇOBAN ...

 

 

Yönünü yamaç yukarı döndü. Her şeyi unutarak sol elindeki geçen seneki Koç salımından kalma Pelit değneğine dayanarak dizlerinin üzerine çömeldi.

İliklerine dek dolan çağ sesleri, hemen alt yanında akan Karoğnn Boğaz’ının taşı delen isyankar suyuna karışıyor, anık kokusu, püren kokusu, koyunların ayağından seken taşın kokusu başını döndürüyordu.

Sorgun ve çalılıklar kayalıkları aşarak suyu avuçlarken, ağaçsız Yerli Burnu tüm heybetiyle sabah güneşinde yıkanıyordu. Fersah fersah görebilecek bir yerde, Karakaya’nın eteğindeydi.

Tek bir dalının değerli görüldüğü Soğanlı Koyağı’ndaki çaşırlıkta sinek kıpırdamıyordu. Kıran Çayır uykusundan uyanalı saatler oluyor, çadırlardan bir avuç yaylacı yük ve binek hayvanları ile köy yoluna hazırlanıyordu.

Çadırların etrafında gri taş duvarlardan mutluluk, hüzün, sevinç, gurur ve insana dair her şey damla damla akıyordu...

Omuzlarında koyu renk şalı dolanmış, kınalı uzun saçlarından yıldızlar akan, bakanın gözünü kanatacak kadar güzel yüzüyle, kim bilir uğruna hangi yanık türküler dinlendirilmiş bir kadın suya inerken, derin bir ahhh çekip, değneğine dayanarak doğruldu ve yönünü yıkık taşlara doğru döndü...

Saygı ve selamlarımla 12/05/2021
Öğr. Gör. Dr. Okan KOÇ

 

BİR BABA VE BİR AVUÇ ELENCİR...

 

Akşam davarı Veli Emmi’min çeeden görülmeden, ağılın dip tarafında çoğunluğu Kiriğin Buku’ndeki vişne ve kara erikten kesilen değneklerle yapılı kaşşağın içindeki oğlaklar musurların üzerine çıkmış, en önde kış kuzuları burunlarını alaca kapıdan uzatarak meleme seslerine boğmuştu benliğimi...

Çocukluğumun en sevdiği sesiydi, gecelerimizin en güzel ninnisi ve dertli ağıtıydı kuzuların melemeleri. Davar harmana yaklaştıkça çoşkuyla ağlamak, çiğerlerim patlarcasına gülmek istiyordum...

Sırtında gri renk gocuğu, omzunda el dokuması tuzluğu, liğme liğme kirli gömleği ve sol elinde pelit değneği ile davarın ardı sıra süzülürken babam, “bahraçları hazır edin” diye seslendi anama. Davar hızla sağılacak, ben koyunların başını tutarken, anam “görün mü soyhuy süt vermiy” diye söylenecek, ardı sıra kuzular emişdirilecekti.

Harmanı gölgeleyen karamıh, kuşburnu ve İstanbul eriğinin dibindeki eski loğ taşının üzerinde oturuyordum... Babam elindeki değneğe yaslanarak sallana sallana yaklaştı. En az iki günlük sakalı çıkık elmacık kemiklerini saklıyor, gür bıyıkları üst dudağını esir almış, hozanları koruyan üst üste taşları andıran çenesindeki et beni yüzünü koruluyordu...

Ela gözlerinde kurşuni yıldırımlar çakarken, iliklerine dek dolmuş tebessümle, çaşır, fiğ, yonca ve yeşil sabun kokulu elleri, el dokuması tuzluğun içinde kayboldu. Yeşil dalları ablamın omuzlarına aşağı dökülen belikleri gibi birbirine örülü, toprak rengi kökleri Şirince’min üzümlüğündeki salkımları andırırcasına üst üste binmiş bir tutam mutluluk bıraktı dizlerimin üzerine. “Al oğlum elencir”....

Acını sahiplendik.

Acını toprak damlarımızda elek elek rüzgara karşı savurduk.

Acını dilik dilik edip süvgellerimizin üzerine serdik.

Acını süzeklerimizin arasına koyup üzerini taşlarımızla örtük...

Anılarınla avunurken benliğimiz, Acını yaşıyoruzzzz...

Saygı ve selamlarımla 27/05/2021
Öğr. Gör. Dr. Okan KOÇ

 

AYVALIĞIN PUĞARI...


Güneş tepede bir mıh gibi çakılmışken, Sırakaya’nın üzerinden Ayvalık’ın puğarına doğru akıyordu beyaz bulutlar.

Kara lastiğin içindeki ayakları kor alev olmuş yanıyor, bir haftalık sakalının ortasındaki gagayı andıran burnundan yorgunluğunun buharı süzülüyordu.

Susamıştı, acıkmıştı. Sabah gün doğmadan köy meydanında avaz avaz “hoooo sığır yoharııı” diye bağıralı neredeyse 6-7 saat olmuştu.

 Acıkmıştı, susamıştı. Dün akşam içtiği bir seğen boranı kursağına giren son lokmaydı. Sığır kendisinden önce puğarın yolunu tutmuş, Saz Yüzü’nden aşağı, ipi kırılmış bir tespihten dağılırcasına yuvarlanırken, bir yandan dilinde tüttürdüğü türküyü mırıldanıyor, bir yandan da daha buğalek gelmedi iyi ki diye düşünüyordu...

Sol elinde ateşle alacalanmış pelit değneği, sağ elinde isten kararmış kara çaydanlık, belinde anasının eşarbına sarılı bir baş peynir, iki yumurta, bir soğan ve bir kaç ekmek salına salına inerken Ayvalık’ın puğarına sesi yankılanmaya başladı.

 
“bir güzelin aşığıyım erenler,
Onun için daşa tutar el beni” .....


Saygı ve selamlarımla 31/05/2021
Öğr. Gör. Dr. Okan KOÇ


Üyelik
Kullanıcı Adı :
 
Şifre :
 
Güvenlik :
 
Hatırla :
 

 


  Yeni Kayıt !
    Şifremi Unuttum !

Sponsorlarımız
StüdyoCem
ANKARA ÇANKAYA DA UZUN YILLARDAN BERİ STÜDYO CEM OLARAK HİZMET VERİYORUZ. HER TÜRLÜ PROFOSYONEL FOTO , DÜĞÜN FOTOĞRAFLARI, DOĞUM FOTOĞRAFI, SÜNNET FOTOĞRAFLARI GELİN DAMAT FOTOĞRAFLARI ÇEKİLİR...
Adres: Esat Cad 55/D Küçükesat Çankaya / Ankara
Tel: 0 (312) 417 00 11 - 0 (533) 363 88 29


ORHAN KARAKUŞ
Matematik Bilim Uzmanı Tarafından Matematik Dersi Verilir.
Adres:
Tel: 0 506 402 87 23


ALKIN

Adres:
Tel:


ERKALE
ERKALE YAZILIM REKLAM ORGANİZASYON OTOMOTİV İNŞAAT GIDA TURİZM SAN. VE TİC. LTD ŞTI. Umut Can GÖKCAN (Yönetim Kurulu Başkanı)
Adres: erkale.net/
Tel:



Başkan Mesajı
Çok Kıymetli Köylülerimiz ve Dernek Üyelerimiz; Siz değerli Köylülerimize daha iyi hizmet verebilmek, daha kolay ulaşabilmek amacıyla yeniden hayata geçirmiş olduğumuz sitemizin hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum. Sizlerden sitemizde hangi bilgilerin yer almasını istediğinizi iletişim@koyder.org adresine iletmenizi rica ediyorum. Dernek Başkanı Erhan DEMİRTON

Kadromuz
Genel Sorumlular
KOYDER
ERHANDEMiRTON

Yöneticiler
IRFANBASARANOGLU

Haber Editörleri
ERKANDEMIRTON

Dosya Editörleri
UMUTCANGOKCAN

Yazı Editörleri
SELVERKOC
VEYSELBUDAK

Forum Görevlileri
GULCANEREN


Takvim/Saat





EtkinlikTakvimi
« May Haziran
Pz Sl Çs Cm Ct Pa
1 2 3 4 5 6
7 8 9 10 11 12 13
14 15 16 17 18 19 20
21 22 23 24 25 26 27
28 29 30

Hava Durumu
ANKARA

Nöb.Eczaneler

Son Resimler































Resimlerden
Galeriden seçmeler..
Resim Gönder

Köylülerimiz

Döviz Kuru
Alış
1 EUR : 10.3197 TL
1 USD : 8.6646 TL
Satış
1 EUR : 10.3383 TL
1 USD : 8.6802 TL

Son & Hit 10
Hit Dosyalar
Telefon Fihristi
Şah İbrahim Ocağı Üzerine Yeni Bilgiler
Şiirlerin Hayali
Kayısı
Kayısı Yetiştiriciliği

Hit Yazılar
Köyümüzün İlkleri
Veysel BUDAK
Gelin Kızlarımız
Köyümüzde Esnaflık
Çeşme ve Pınarlarımız
Köyümüzün Dışa Açılış Süreci
Hasan Basri BUDAK
Köylü Köylü Olmak Gurur Kaynağıdır
Köyümüz ve Yöremiz Kelimeleri
Şakir DOĞAN


Yeni Dosyalar
Kayısı
Kayısı Yetiştiriciliği
Şah İbrahim Ocağı Üzerine Yeni Bilgiler
Şiirlerin Hayali
Telefon Fihristi

Yeni Yazılar
BABALAR GÜNÜ İÇİN
TARİHÎ DEMİRYOLU İSTASYONLARIMIZ VE DEĞERBİLMEZLİK
MANKURT
BİR ZAMANLAR KÖYDE, NOSTALJİ
Trafik
Kutlu olsun!
Köylerin güzeli köyüm; Köylü köyü
Bir Köy Sordum
Beni Ben Eden Köyüm
Köyümüz ve Yöremiz Kelimeleri

Son Dakika

2021 © Copyright Köyder.Org
<% Teşekkür AspSitem %>